Gezi Yazıları

Galata’daki Cenevizlerin Peşinde

Posted at 17 Mart 2011 | By : | Categories : Gezi Yazıları | 2 Comments

Yarim İstanbul, gel öpeyim gerdanından..

Kimiz biz demek Galata yazısına nasip oldu. GençÇevre’deki bu meraklı gençler yine boş durmadı. Pazar günü küçük bir boşluğunun olduğunu farkedince hemen attı kendini bu gençler yollara. Mükemmel bir Şubat sabahında Galata göz kırptı karşıdan, sanki orada bir yaz yaşanıyordu da nispet yapıyordu Galata bize. Duramadık, başladık kafamızdaki planı o hafta hayata geçirmeye..

Velhasıl kelam Genç Çevre’nin gençleri olarak düşmekteyiz her pazar yollara, İstanbul kazan biz kepçe kah eskileri kah güzellikleri kah doğayı arayıp durmaya başladık her pazar. Her hafta içimizden bir rehber gönüllüsü ile düşüyoruz yollara sadece İstanbul değil tabi, ayda bir yakın yerlere doğru haftasonu göçünü yapıyoruz.

Canınız çektiyse bekleriz :)

Her sokak ayrı bir taraftan çekmekteydi bizi, Galata’nın değişen gelişen yüzü çok memnun etti hepimizi.. Budur işte güzel bir kış güneşi, bir pazar günü tüm İstanbul atmış kendini sanki Galata’ya, yavaş yavaş değer bilmeye başlıyoruz sanırım, artık her sokağın bir AVM si var ne de olsa, hiç de ilgimizi çekmiyorlar artık, ama bu Kule ise dünyada tek!  Kulenin sevindirici kalabağından kaçıp sağda bir sokağa girdik tesadüfen..

Galata Kulesi, kule Haliç kıyısından 425m. uzaklıkta, denizden 35m. Yukarıda bulunmakta. Girişte 2. Mahmud’a methiye bulunmakta. Asansörün üstündeki Baş Ressam Matrakçı Nasuh tarafından yapılan Muhteşem Süleyman minyatürünün bronz rolyefi farkettiniz mi, 1535?

Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 507 yılında Fener Kulesi olarak yapılmış. 1348′de Cenevizlere geçmiş, İsa Kule adıyla taştan tekrar yapılmış. 15.yy da zindan, 16.yy da yangın kulesi olarak kullanılmış. Bir dönem Tersane-i Amire’de çalıştırılan esirlere barınak, depo olmuştur. Tarihdeki ilk sponsorluklardan biri de Galata Kulesi’nde yaşanmış, 2. Mahmud’un çabalarıyla kule hayata döndürülmüş ve bundan sonra da İstanbul’un simgelerinden biri olmaya devam etmiştir. 1509′da 5 gün süren küçük kıyamet diye anılan depremden de nasibini bir parça da olsa almış tabi.

Hazarfen, arkadaşı Lagari Hasan Çelebi ilk uçuşunu konik tepeli içi barut dolu roket ile yapmıştır. 10 yy.- Ahmet Çelebi Sultan 4. Murad uçus sonrası durumdan çok memnun fakat daha sonrasında Şeyhülislam’ın kışkırtmasıyla kafirlikle suçlanmış, Cezayir’e sürülmüş, 31 yaşında ölmüştür. Bir Osmanlı girişimcisinin hüsranla biten kısa serüveni..

Galata Kulesi

6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında
Bütün umutlarıyla birlikte
Paramparça oldu
Bir adam düştü Galata Kulesinden
Bu adam benim oğlumdu…

Ümit Yaşar Oğuzcan

Meğer gözüktüğü kadar masum da değilmiş bu kule birçok intihara da zemin hazırlamış 51 metre yükseklikteki balkonlar. 1973′ün Haziran Ayı’nda  17 yaşındaki Vedat babası Ümit Yaşar Oğuzcan’a bir mektupla son vedasını etmiş bu kulede.

Haliç’e yapılacak ilk köprü 1502′de  Leonardo Da Vinci tarafından 2. Beyazıd’a sunulmuş, fakat uygulanması imkansız olan bu köprü rafa kaldırılmış. İlk köprüyü yapmak ise Abdülmecid zamanında 1845′de Bezm-i Alem Valide’ye kısmet olmuş. Cisr-i Cedid, Valide Köprüsü, Büyük Yeni Cami, Güvercinli Köprü gibi değişik isimler almış. 1912′de yapılan son köprü ise ancak 80 yıl dayanabildi, 1992′de çıkan yangınla birdaha kullanılmamak üzere Balat-Hasköy arasına yerleştirilmiş.

Karşı kıyı anlamına gelen Pera/Galata ozamanlar Konstantinopolis’in 8. bölgesiymiş. Galata, 1. constantinus zamanında (324-337) 2m kalınlığında surlarla çevriliymiş (Azapkapı- Şişhane- Tophane) bu surların önğde 15m. Hendeklerle çevriliymiş. Hatta halen bu bölgede var olan Büyükhendek- Küçükhendek- Lülecihendek Sokakları efsanenin kalıntıları olsa gerek.

Cenevizler Constantinopolis’e 12. yy’da geldi. Bizans’tan imtiyazla Porta Nerion’a (Bahçekapı) yerleştiler, oradan Galata’ya geçtiler. İstanbul fethi sırasında ise en hızlı geçilen yer Ceneviz Kulesi olmuştur. Kulenin anahtarının Fatih’e savaşsız teslim edilmesi üzerine Fatih’de Cenevizler’e birçok imtiyazlar sağlamaya devam etmiştir.

Zamanla surlar yıkıldı, diğer ecnebiler gelmeye başladı. Müslüman, Rum, Ermeni vs derken Ceneviz nüfusu zamanla eridi gitti. Antik çağda; İncirlik, 1 kilise, 1hamam, 1 tiyatro, 5 değirmen, 400 hane, 40 şehir muhafızı mevcutmuş Galata’nın. Galata, İtalyanca’da “denize inen yol” anlamını taşımakta. O dönemde gemici semti ve bu nedenle olacak ki bir eğlence merkezi olarak tanınmaktaymış.

Kule’den başlayan gezimizle şöyle bir etrafa saçılmaya başladık. O da ne işte araştırmam sırasında karşılaştığım (sanırım) dünyanın tek şarap ve peynir butiği tekrar çıktı karşımıza, ee merakla içeri girdik her bir köşedeki düzen, intizam büyüledi bizi, heyecanla tam foto çekecekken engellendik tabiki.. Meğerse Newyork’lu dergiler bile çok paralar ödemişler bu butiğin reklamını yapmak için (?) Öle rahat rahat gezip, oturulamazmış meğersem.. Gözüğünü sevdiğimin Şirince’si..

Haydi sokaklara dedik ki kendimizi nedense Serdar Ekrem Sokak’ta bulduk. Hayatı kolaylaştıran sözlük Ekşi Sözlük  derki Serdar-ı Ekrem mealen “osmanlı’da sefere bizzat başkomutanlık yapan vezirlere verilen unvan” anlamındadır. Hangi Serdar-ı Ekrem gelmişte bulmuş bu köşeyi onu bulamadık ama şimdi yerleşenler bize yeter dedik devam ettik. Söylentiye göre birçok ünlü isim bir köşe kapmaktadır buradan. Modacı Arzu Kaprol, Bahar Korçan birer butikleri ile Şener Şen, Sezen Aksu, Tarkan, Okan Bayülgen Doğan Apartmanı’ndaki sakinlikleri, yazalar-çizerler-şairler birçok kez geçmekteler bu sokaktan. 1895′te İsviçreli bir mimar tarafından İtalyan mimarisinden esinlenerek yapılmış bina birçok kez isim değiştirmiş, son olarak Kazım Taşkent’in İsviçre’de kayak kazasında ölen oğlunun adı verilmiş ve nihai sıfatını bulmuştur.

Doğan Apartmanı manzarası, hikayesi, yaşamışları yaşayanları ile bir efsane, yakın bir zaman önce İz TV de belgesi bile hazırlanmış bu apartımanın. Fakat bizi cezbeden bir detay daha vardı orada Galata Şarküteri.. Envayi çeşit şarküteri ürünlerinin bulunduğu bu küçük, rafine dükkan kendisi gibi küçük bir tebessüm bıraktı yüzümüzde. Çok efektif kullandıkları bir de twitter hesapları bulunmakta, ilgililere yakın takip için önerilir.

Aşağıya Karaköy’e doğru ilerlerken sokak aralarındaki küçük butiklerdenGalata’daki bu olumlu dönüşümü farkedebiliyorsunuz. Hem de kavgasız, gürültüsüz, birileri yurdundan edilmeden, sadece atıl yerlerde gerekli dönüşüm yapılarak.. Hep böyle kavgasız gürültüsüz olsak, birlikte yaşasak temennileriyle indik Yüksek Kaldırım Yokuşu’ndan aşağıya.

1927′de Niyago Olayı ile bir ötekileştirme süreci başlamış bu topraklarda. Yıllardan 1955, 6-7 Eylül denen o utanç tarihine denk bolca gayri müslim yaşamış bu bölgelerde, Büyük Hendek Sokak’ta bir Müsevi Lisesi bulunmaktaymış. Fakat nufüs göçmüş gitmiş, zamanla azalmış talebe sayısı.. Cemaat azalsa da ibadethane kalır yerinde ama kalmamış neyazıkki talebe azalınca kalmamış lise yerine, şimdi ise yerinde yerler esmekte. Bir zamanların romantik mekanı olan Sarı Madam Çay Bahçesi’nin ise adı kalmış sadece, yerine dair hiç bir bilgiye ulaşamadık. Şalom Gazetesi sayesinde birtek hikayelerine rastladık hem Sarı Madam Çay Bahçesinin hem de Okçu Musa Caddesi’nde bulunmuş olan bir zamanların ünlü pastanesi KaşerPastanesinin.

Biraz aşağıda bir dönüşüm yapısı daha karşıladı bizi, Eski İngiliz Karakolu yani şimdi ki “Galata Evi”. Ne hoş bir yapı olmuş, içerden gelen hoş müzikle eski karakol, sivil hapishane günlerinin havasını hiç taşımamakta. Çok da aç olmadığımız için içeri girip bizzat deneyemedik tatları ama Gürcü-Rus-Tatar Mutfağı gibi alternatif tatları da barındırmaktaymış menüsü.

Mor Salkımın Gölgesinde

Hemen karşısında dışardan küçük içeriği adım attığınızda bambaşka bir dünya ile karşılaştığınız bir mekan buyur etti bizi içeri, işte buna dayanamadık. Kibar işletmecisi, çalışanları ve bir rehber gibi her köşeyi gezdirip anlatmaktan üşenmeyen şef bizi çok memnun etti. Henüz yeniler ama ne de iyi etmişler köhne durumdaki hazineyi. Mutlaka gidip görülmesi gereken bir mekan. Şarap mahseni,eski han görünümündeki misafirhanesi, avlulu bahçesi, mor salkımları ile iç açıcı bir mekan olmuş, ellerine sağlık doğrusu Wisteria’yı ortaya çıkaranların..

Aşağıya doğru inerken meşhur Kamondo Merdivenleri’nden inmezsek olmaz dedik hafif sola kıvrılınca bulduk onu da. 1850′de Banker Avram Kamondo tarafından yaptırılmış. Banker olupta bir hayır işlememek olmaz, herkes çeşme- hayrat yaptırcak değil ya.. Kimmiş bu Kamodo? Vikipedi derki;”Kont Abraham Salomon Kamondo  Kamondo ailesinin büyüğü Osmanlı-İtalyan Yahudi finansör ve hayırseverdir.” Bir de merdivenler kadar iyi bilinmese de Kamondoların bir apartmanı bulunmakta. Engizisyondan kaçan ….aile İstanbul’a sığınmış. 200 yıl sanatçıların, entellektüel camianın buluşma noktası olmuş hatta 1868′de The Levant Times- Shipping Gazetta burada yayınlanmış.

Arap Mahallesi, güzellikler- tezatlıklar birarada burada. ilginç camiyi görmeden geçmeyelidiye yolumuzu hafif uzatıp buraya da uğradık. Ne de olsa  Koca Sinan’dan beri hiç bir farklı yorum getirilmemiş cami mimarisine, bulmak zor böyle yapıları.. Arap Cami: Eski San Paolo Kilisesi, 15. yy da Endülüs’ten gelen Araplar, bu cami etrafına yerleştiği için bu isim verilmiş. Gotik tarzda yapılmış bir yapıdır.  Size Endülüs’ü yaşatır mı bilmem ama sahip çıkmazsak onun gibilerin de pek yaşayacağı yok..

Tekrar Bankalar Caddesi- Voyvoda Caddesi’ne geri döndük.  Rivayet derki Fatih zamanında  Osmanlı askerlerini tek tek kazığa oturtan  Eflak Prensi 4. Vlad nam-ı değer Kazıklı Voyvoda’nın hikayesi de burada bitmektedir.. ibrat-i alem kafası kesile bu caddeye gömüle..

Ne de güzel binalardır bunlar, bir dönemin kapanıp bir dönemin açılmasına katkıda bulunan bir cadde.. En anlamlısı da Minerva Han olmalı.. Şimdi Sabancı Üniversitesi binası olarak kullanılmakta. Osmanlı Bankası Binası, 1896 yılında Osmanlı topraklarında kurulan ilk yabancı sermayeli bankanın binasıymış.

ve Koca Sinan, sana değmeden olmaz..  Azapkapı’da Sokullu Mehmetpaşa Cami, Tophane’de Kılıç Ali Paşa Cami.. Arada birileri kuyuya taş atar dururmuş Kılıç Ali Paşa Cami’nde Mimar Sinan’ın Ayasofya’daki statik taşıyıcı görevi gören payandaları taklit ettiği iddiaa edilmekteymiş, Ayasofya’daki uçan payandaların da Mimar Sinan tarafından yapıldığı atlanılarak. Tartışmaya mahal vermeden konuyu bir Sinan gezisinde daha da detaylandırmak üzere şimdilik özet geçiyoruz. Fakat Şubat Ayı’nda(2011) restorasyonu sırasında çıkan yangını neyazık ki atlayamayacağım. 2010 Kültür Başkenti bütçesi ile restorasyona alınan ve tıpkı Haydarpaşa gibi restorasyonu sırasında çıkan yangınları atlamamak uzuuun uzuuun konuşmak gerekir..

Son olarak daYeraltı Camii.. Dışardan bakılınca klasik cami mimarisine hiç de benzemeyen bu cami, bir zamanlarınGalata Hisarı’nın temelleriymiş. Cami, İstanbul’un kuşatması sırasında Bizansların Haliç’i kapatmak için gerdikleri zincirin bağlandığı Costrum Hisarı’nın bodrumu imiş ozamanlar, şimdiyse camii..

Gezinin sonuna gelirken bir söylenti yine fısıldandı Karaköy’e varıp da o kızı orada bir başına görünce..

Önemli tılsımı unutmayın; söylentiye göre kuleye ilk çıktığıınız kişiyle evlenebilirsiniz..

O ulaşamamıştır sevgilisine yine de kimsenin yanlız kalmasına gönlü razı olmazmış..Yüzyıllardır o karşı kıyıdaki sevdalısını gözler, sevdalısı onu, Yari Kız Kulesi’ni..